Blog

Blog

BAŞARIYA DEĞİL YOLA ODAKLAN

Çocukluğumuzdan beri bize söylenen başarılı bir birey olmamızdır. Bu nedenle başarısız olduğumuz zaman bu durum bizim için utanılacak, saklanması gereken bir hal alır.  Başarısızlıklarımızdan utandığımız için görmezden geliriz, saklamaya çalışırız ve başarısızlığı bir hayal kırıklığı olarak olduğu yerde bırakırız.  Başarısızlık sonucunda oluşan hayal kırıklığına odaklanır ve artık hayal kırıklığı yaşamamak adına başarısızlık korkusu ile kıvranır dururuz.

Oysaki başarısızlığın bize öğretmek istedikleri çok farklıdır, bir dönüp bakarsak başarısızlık sürecindeki başarının kendisini orada görebiliriz. Şöyle ki bir çocuğu düşünün. Bir çocuğun konuşmayı öğrenmek için herhangi bir kursa gitmesine gerek yoktur veya "nasıl konuşulur" diye bir kitap okuması da gerekmez. Bir çocuk konuşmayı ailesinden görerek öğrenir ve kendi düzgün bir cümle kurana kadar bir sürü anlamsız, bize göre saçma kelimeler heceler. Çocuğun tüm konuşmayı öğrenme sürecine baktığımızda ise gördüğümüz şudur, çocuğun başarısızlık oranı başarılı olma oranından oldukça fazladır. Çocuk en sonunda konuşmayı öğrenmiştir ama eğer bu çocuk her konuşamadığında konuşamıyorum, başarısızım ve hayal kırıklığı yaşıyorum, başarısız olmamak için bir daha konuşmamalıyım deseydi konuşmayı asla öğrenmezdi.

Yukarıda bir çocuğun konuşmayı öğrenme evresinde görüldüğü gibi, insan doğası aslında öğrenmeye odaklı olup ve içgüdüsel öğrenme sürecimizde "başarı" veya "başarısızlık" gibi kavramlar yoktur. Başarı veya başarısızlık tamamen öğrenme sürecinde karşımıza çıkan insanoğlunun kendi kendine koyduğu evreler. Öğrenme evresinde olan kişi öğrenme yerine performansına odaklandığı anda otomatik olarak kendini "başarısız" olarak etiketlemeye müsaittir. Bir kişinin hedefine giden yolda başarı veya başarısızlığa değil, öğrenmeye odaklanması kişiyi motive eder. Öğrenmekten motive olan birey zaten hedeflediği alandaki başarıya, öğrenmenin sonucu olarak varır. Bu nedenle ki başarıyı ve başarısızlığı bir süreç olarak değerlendirmeli, odağımızı ise öğrenme üzerine kurmalıyız. Süreçte güven içinde ilerlemek, kendi doğamıza güvenmek bizi istediğimiz yerden çok daha iyi bir konuma ulaştırır.

Bireyin kendini başarısız olarak görmesinde aslında en önemli etken bireyin öğrenme sürecinde kendini başkasıyla kıyaslamasıdır. Hedefinize giden yolda yapmamanız gereken şey kendinizin anlık performanslarını başkaları ile kıyaslamak ve başkalarının öğrenme sürecini kendinizle bir tutmaktır. Anlık kıyaslamalı performans ölçümleri kişinin kendini başkalarıyla kıyaslamasına ve yeterli olmamama kaygısını hissetmesine neden olur. Duyulan bu kaygı,  kişinin öğrenme sürecinden zevk alamamasına ve öğrenme süresini geciktirmesi ile sonuçlanır. En kötü senaryoda ise kişinin kaygısı artar ve o işi öğrenmekten vazgeçerek, kendini "başarısız" olarak etiketler. Bu nedenle hedefinize giderken, kıyaslayarak değil kendi öğrenme sürecinizden zevk alarak ilerleyin ve hedefinize ulaşın.

Özetle, başarı öğrenme sürecimizin sonunda kendini gösteren bir olgudur ve hep devam eder. Önemli olan öğrenme sürecimizde kendi düşüncelerimize güvenmek ve kendimizi başkalarıyla kıyaslamadan öğrenmekten zevk almaya odaklamaktır. Sürece olan güven bizi hedefimize götürecek ve başarı kaçınılmaz olacaktır.